TERÖRİZMLE MÜCADELEDE TÜRKİYE’NİN TAVRI

TERÖRİZMLE MÜCADELEDE TÜRKİYE’NİN TAVRI

Ana Sayfa » Doktorluq işi » TERÖRİZMLE MÜCADELEDE TÜRKİYE’NİN TAVRI

turkiyeTürkiye, 1970’lerden bu yana terörle mücadele etmektedir. On binlerce vatandaşı da terör kurbanı olmuştur. Türkiye’nin mücadele ettiği terör örgütlerine maddi destek sağlayan ve propaganda yapmalarına, örgütlenmelerine göz yuman, Batı’daki demokratik ve çoğulcu toplumlu ülkeler olmuştur. Hatta bu örgütler Türkiye’nin komşusu olan bazı ülkelerde üs bile kurmuşlardır. Yani Türkiye, terörizme karşı verdiği mücadeleyi dış dünyaya anlatmada yıllarca birçok zorlukla karşılaşmıştır. Türkiye’nin dış ülkelerden terör örgütlerinin orada yaptıkları faaliyetlerin yasaklanması, Türkiye’de aranan örgüt üyelerinin yakalanıp teslim edilmesi gibi talepleri olumsuz karşılanmıştır. Bunun gerekçeleri olarak şunlar gösterilmiştir: Örgütlenme ve düşünce özgürlüğü, yasaklanma durumunda faaliyetlerin gizli yapılacak olması sebebiyle izleme ve kontrol edebilmenin zorlaşması, Türkiye’de idam cezasının olması ya da terör zanlılarının kötü muamele görecek olması… Bu gibi nedenlerle Türkiye’nin terörle ortak mücadele çağrıları çoğu zaman cevapsız kalmıştır.

Türkiye’nin terörle mücadelesinde dönüm noktası olarak, PKK bölücü terör örgütünün lideri olan Abdullah Öcalan’ın 1999 yılında Kenya – Nairobi’de, Yunanistan Büyükelçiliği’nde, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin düzenlediği diplomatik pasaport ve sahte isimle yakalanması ve yargılanması kabul edilebilir. Ancak terör birçok ülke ve Türkiye için hâlen bir tehdittir.

ABD’de (11 Eylül 2001), İstanbul’da (15 ve 20 Kasım 2003), Madrid’de (11 Mart 2004), Kuzey Osetya – Beslan’da (1 Eylül 2004), Londra’da (7 Temmuz 2005) gerçekleştirilen terör eylemleri bu yoldaki mücadelede iş birliğinin şart olduğunu göstermiştir.

11 Eylül 2001’deki saldırılardan sonraki terörist eğilimler şu şekilde sıralanabilir:

— Terör, daha öldürücü bir boyut almıştır. Hedef aldığı kitleler bunu gösterir.

— Teknolojiden yararlanan terör örgütleri giderek bağımsızlaşmışlardır.

— Saldırılarda dinî motifler kullanılmaya başlanmıştır.

— İntihar saldırılarında artış olmuştur.

— Terör örgütleri, sınır ötesi faaliyetlerde bulunan suç gruplarıyla sıkı ilişkiler kurmuşlardır.

— Dikey otoriter yapı yerini, hedef etrafında daha gevşek yatay örgütlenmeye bırakmıştır.

— Kitle imha silahlarına sahip olmayı amaç edinmişlerdir. Böylece verecekleri hasar çok daha büyük boyutlarda olacaktır.

— Eylemlerine gelir sağlamak için yeni yollar bulmuşlardır. Hatta yasal, yarı–yasal yöntem ve araçlar kullanmaya başlamışlardır.

Tüm bunlar da terörle mücadelede iş birliğinin zorunluluğunu gösterir.

Terörizmin dünya çapında bir tehlike olduğunun anlaşılmasıyla birlikte önlem almak için akademik ya da diplomatik açılardan birtakım çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Türkiye de teröre karşı ülkelerin bileşerek mücadele vermesinin gerekliliğini savunmaktadır.

Terörizm – din bağlantısı

Teröristlerin eylemlerini dinî sebeplere dayandırarak örtmeleri, din ile terörizm arasında bir bağlantı olduğu gibi yanlış bir izlenim yaratmaktadır. Ama bu sadece kendilerini maskelemek için kullandıkları bir yoldur. Türkiye, terörün sebebi ne olarak gösterilirse gösterilsin, gerçekleştirilenin bir insanlık suçu olduğu inancındadır. Ayrıca, farklı inanç sistemlerinin uyum ve anlayış içerisinde ortak değerlere sahip olmaları açısından çabalamaya devam edecektir.

Terörizmle mücadelede uluslararası iş birliği ve tanım sorunu

Terörizmle mücadelede iş birliği 11 Eylül saldırılarından sonra hız kazanmıştır. Ancak Türkiye’de terörün sebepleri göz önünde bulundurulursa, bu bölgedeki terörün azalacağının düşünülmesi zordur. Bununla birlikte Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tüm ülkelerin terörle mücadelede alması gereken önlemlerle ilgili kararlar almıştır. Ayrıca son yıllarda artan terör saldırıları, terörizmle mücadele faaliyetlerinin gözden geçirilmesini ve yeni düzenlemeler yapılmasını gerektirmiştir.

Ülkeler terörizme yaklaşırken farklı ayırımlar yapmaktadırlar. Kimilerine göre ‘‘terör eylemi’’ olan bir faaliyet, ‘‘yabancı işgaline karşı mücadele’’ ya da ‘‘kendi kaderini belirleme amaçlı meşru mücadele’’ olarak kabul görmektedir. Bu da terörizmin ortak tanımı konusunda uzlaşmayı engeller. Farklı ayırımlar yapan bu devletler için ortak bir ifade olarak ‘‘her türü ve biçimiyle terörizm’’ (terrorism in all its forms and manifestations) kabul edilebilmektedir.

Türkiye, terörizmle mücadele amaçlı imzaladığı ikili iş birliği anlaşmalarında ‘‘her türü ve biçimiyle terörizm’’ ifadesini kullanmaktadır. Çünkü terörizmin, sebebi ne olursa olsun, haklı olamayacağına inanır. Hiçbir sebebin terör eylemlerine mazeret olmayacağı görüşündedir.

Terörizmle mücadele alanında uluslararası düzeyde kaydedilen gelişmeler

Terörizmle ilgili farklı anlayışlar olsa da en önemli bazı unsurlar üzerinde ortak bir anlayış sağlandığı söylenebilir. Türkiye, yıllarca, terörle ilgili hukuki anlamda önlemler alınmasını talep etmiştir. Ancak Türkiye’nin bu talebi 11 Eylül saldırılarının ardından yanıtlanmıştır. 28 Eylül 2001’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin kabul ettiği 1373 sayılı karar bugüne kadar atılmış en önemli adımdır.

Batının terörle mücadeledeki tutumu ve savaşı 11 Eylül’ü doğurmuştur. Fakat PKK terör örgütüne karşı aldığı tavır daha dikkat çekicidir.

BM Güvenlik Konseyi’nin 1373 Sayılı Kararı

BM Şartı’nın 7. Bölümü gereğince kabul edilen 1373 sayılı karar terör ile organize suçlar arasındaki ilişkiyi de vurgulamaktadır. Bu karar, Türkiye’nin yıllardır vurguladığı, terörün gelir kaynaklarının yok edilmesi, her tür terör eyleminin engellenmesi, ülkelerin bu mücadelede iş birliği yapması, terör eylemlerine katılanların ağır suçlu kapsamında yargılanmaları ve mülteci statüsünden yararlanmalarının engellenmesi gibi birtakım hususlardan oluşmaktadır. Bu kararla birlikte, devletlere de birtakım görev ve yükümlülükler getirilmiştir. Bunlar: Terörle ilgisi bulunan kişi ya da kuruluşlara destek vermekten kaçınma, ekonomik yardım yapılmasına engel olma, bu kişi ya da kuruluşların mal varlıklarını kullanma yetkilerini dondurma…

Bu kararla birlikte tüm devletler, BMGK’ye bağlı olan Terörle Mücadele Komitesi’ne (CTC) rapor vermeye zorunlu olmuşlardır. Bu konseye Türkiye şimdiye dek beş rapor sunmuştur.

BM Güvenlik Konseyi’nin 1267 Sayılı Kararı

BMGK, Birleşmiş Milletler Şartı 7. Bölümü gereğince 2005’te 1267, 1333, 1390, 1455, 1526, 1671 sayılı kararlar, 2006’da da 1735 sayılı karar alınmıştır. El-Kaide ve Usame Bin Ladin ile bağlantılı terörü mali açıdan destekleyenlere engel olmak için alınan bu kararlar doğrultusunda faaliyetlerini sürdüren Yaptırımlar Komitesi tarafından, teröre destek olanların –kişi, şirket ve kuruluşlar- adları yayınlanmıştır. Alınan kararların içeriği şu şekildedir: Adları yayınlanan bu kişi, şirket ve kuruluşların mal varlıklarının ve alacaklarının dondurulması, ülkelere girişlerinin ya da ülkelerden geçişlerinin önlenmesi, mühimmat alımlarının engellenmesi… Yayınlanan listeler Bakanlar Kurulu Kararnameleri olarak da yayımlanmış ve yönetmeliklere de eklenmiştir.

Terörizmle Mücadele Konusundaki Uluslararası Anlaşmalar

Terörle etkili bir şekilde mücadele edebilmek için uluslararası iş birliği şarttır. Bunun için de önce terör örgütlerini tanımlama konusunda devletlerin anlayışlarının birbirine yaklaşması gerekmektedir. Tanımlama yapıldıktan sonra terör örgütleri belirlenmeli ve sonra da yargılanmaları sağlanmalıdır.

Bundan başka, BMGK’nin 1373 sayılı kararına göre uçak kaçırma, rehin alma gibi terör eylemlerinin yasaklanmasını kapsayan 12 sözleşme vardır:

1) 14 Eylül 1963 Tokyo Sözleşmesi: Uçaklarda gerçekleştirilen eylemler ve işlenen suçlarla ilgilidir. Havacılık güvenliğinin sağlanması amacıyla imzalanmıştır.

2) 16 Aralık 1970 Lahey Sözleşmesi: Uçak kaçırma olaylarının engellenmesi amaçlanmıştır.

3) 1971 Montreal Sözleşmesi: Seyir hâlindeki uçakların güvenliğine karşı yapılan yasa dışı hareketlerin önlenmesi amacıyla imzalanan sözleşme 26 Ocak 1973’te yürürlüğe girmiştir.

4) 1971 Uluslararası Alanda Korunan Kişilere Karşı İşlenen Suçların Önlenmesi ve Suçluların Cezalandırılması Sözleşmesi: Devlet görevlilerine ve diplomatlara yapılan saldırılarla ilgilidir.

5) 18 Aralık 1979 Rehineler Sözleşmesi: New York’ta imzalanan sözleşme, rehin alma olaylarını engellemek için imzalanmıştır.

6) 3 Mart 1980 Nükleer Maddeler Sözleşmesi: Nükleer maddelerin yasa dışı yollarla ele geçirilmesini ve kullanılmasını önlemek için New York ve Viyana’da imzalanmıştır.

7) 1971 Sivil Havacılığın Güvenliğine Karşı Kanunsuz Hareketlerin Önlenmesi Sözleşmesi’ne Ek Protokol: Havaalanlarında, şiddet içeren eylemlerin engellenmesi amacıyla imzalanmıştır.

8 ) 10 Mart 1988 Denizcilik Seyrüsefer Güvenliğine Karşı Yasa Dışı Eylemlerin Önlenmesi Sözleşmesi: Gemilerde gerçekleştirilen terör eylemlerine yönelik olan sözleşme Roma’da imzalanmıştır.

9) 10 Mart 1988 Kıta Sahanlığı Üzerinde Bulunan Sabit Platformların Güvenliğine Karşı Kanunsuz Eylemlerin Önlenmesi Protokolü: Roma’da imzalanan protokol, kıyılarda gerçekleştirilen terör eylemleriyle ilgilidir.

10) 1 Mart 1991 Plastik Patlayıcıların Tespit Edilmesi Amacıyla İşaretlenmesi Hakkında Sözleşme: Uçaklara sabotajları engellemek amacıyla kimyasalların işaretlenmesini, böylece tespitinin gerçekleştirilmesini amaçlayan sözleşme Montreal’de imzalanmıştır.

11) 1997 Terörist Bombalamaların Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi: Patlayıcı maddelerin kanunsuz olarak kullanımının ve insanlara ya da kamu mallarına zarar vermesini yasaklama amacındadır.

12) 1999 Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi: İmzalayan devletlerin, terör örgütlerine her türlü ekonomik destek verilmesini önleyecek yasal düzenlemeler yapması zorunluluğunu getirir.

13) 2005 Nükleer Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesi: Nükleer madde kullanılan terör eylemlerinin engellenmesi, suçlularının yakalanması, cezalandırılması ve iadesini gerektiren sözleşme, devletler arasındaki iş birliğinin artmasını sağlamaktadır.

Türkiye’nin söz konusu olan bu uluslararası 12 sözleşmenin dışında da imzaladığı sözleşmeler bulunmaktadır. 14 Eylül 2005’te imzaladığı Nükleer Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesi hâlen onay sürecindedir. Bundan başka Avrupa Terörizmle Mücadele Sözleşmesi ve BM Sınıraşan Örgütlü Suçla Mücadele Sözleşmesi vardır. 28 Mart 2007’de de Suçtan Kaynaklanan Gelirlerin Aklanması, Araştırılması, El Konulması, Ele Geçirilmesi ve Terörizmin Finansmanı Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni imzalamıştır. Ayrıca Türkiye, BM Genel Kurulu 6. Komitesi kapsamında yürütülen ‘‘Kapsamlı Terörizm Sözleşme Taslağı’’ ile ilgili çalışmalarda da önemli ölçüde görev almaktadır.

Türkiye, BM’nin teröre karşı uluslararası mücadelenin merkezinde yer almasının büyük önem taşıdığına inanmaktadır.

Türkiye terör örgütleriyle yıllardır mücadele ettiği için terörle uyuşturucu kaçakçılığı, insan ticareti gibi örgütlü suçların arasındaki bağı iyi bilmektedir. Batı’daki ülkelerde düşünce, örgütlenme özgürlüğü vb. adlar altında bunların tehdide dönüşebileceği konusunu yıllardır dile getiren Türkiye, yoğun çabaları sonucunda terörle suç örgütleri arasındaki bu bağın kabul görmesini sağlamıştır.

BM Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC) tarafından yapılan faaliyetlere etkin olarak katılan Türkiye, mali yardım da yapmaktadır.

Terörizmin küresel bir sorun olduğunu düşünen Türkiye, terörizmle mücadelede kararlı tutumunu gerek BM’de gerekse diğer forumlarda göstermiştir. NATO, Avrupa Konseyi, AGİT, KET ve SECI gibi uluslararası ve yerel kuruluşların bünyesinde yer alan Türkiye, terörizmle ilgili birçok belge ve bildirinin kabulünde etkin rol oynamıştır.

Türkiye’nin imzaladığı güvenlik iş birliği anlaşmaları terörizme karşı iş birliğini de içermektedir. 70 ülke ile ikili olarak imzaladığı anlaşmalardan başka Türkiye – Bulgaristan – Romanya ve Türkiye – Azerbaycan – Gürcistan olmak üzere iki de üçlü anlaşması vardır. Bu anlaşmalar İçişleri Bakanlıklarının yetkisi dâhilinde uygulanmaktadır. Terörizm, örgütlü suçlar, uyuşturucu ve psikotrop madde kaçakçılığıyla mücadele bu kapsama girmektedir. Ayrıca bu anlaşmalar polis eğitimi konusunda da iş birliği sağlamaktadır.

Türkiye, terör suçlusu olan T.C. vatandaşlarının kişisel bilgilerini edinme konusunda sıkıntılar yaşamaktadır. Bu yüzden BM sözleşmeleri gereğince adi suçtan bağımsız olarak değerlendirilmesi gereken terör suçlarında kimlik bilgilerinin korunması ilkesinin geçersiz olması gerektiğini vurgulamaktadır.

Bu tür faaliyetleri engellemek adına, 11 Eylül’den sonra ABD ve AB Terörist Örgütler ve Kişiler Listeleri düzenlemişlerdir ve bunları belirli aralıklarla güncellemektedirler.

AB listesinde yer alan Türkiye kaynaklı terör örgütleri şunlardır: PKK/KADEK/KONGRA-GEL, DHKP/C ve İBDA-C.

Uluslararası Dayanışmanın Sağlanması

Avustralya, Kanada, Bulgaristan, Japonya, Kazakistan ve ABD’de yabancı terör örgütleri listesinde yer alan örgüt, 1993’ten beri Fransa’da, Mart 2001’den beri de İngiltere’de yasaklanmıştır. Ayrıca ABD Dışişleri Bakanlığı’nın ‘‘Küresel Terörizm Çeşitleri’’ konulu yıllık raporunda on yıldan fazla bir süredir örgütün terörist niteliği belirtilmektedir.

PKK, KADEK ve KONGRA-GEL adlarıyla birlikte 2 Nisan 2004 tarihinden itibaren AB ‘‘Terör Örgütleri ve Kuruluşları Listesi’’ne eklenmiştir. PKK adına bazı silahlı saldırıları üstlenen TAK (Kürdistan Özgürlük Şahinleri) da 28 Haziran 2007’den bu yana AB’nin adı geçen listesine girmiştir.

Çocukları kaçırıp onların beyinlerini yıkayan ve kamplarda eğiten PKK, Coalition to Stop the Use of Child Soldiers adlı sivil toplum kuruluşunun ‘‘Çocukların Asker Olarak Kullanılmalarının Durdurulması İçin İş Birliği’’ adlı raporunda da yer almaktadır.

11 Eylül saldırılarından sonra terörizme karşı uluslararası alanda iş birliği sağlama çalışmaları başlamıştır. BMGK’nin 1373 sayılı kararında da teröre karşı mücadelede yapılacaklar, yapılması gerekenler açıklanmıştır. Türkiye bundan sonra, bu gelişmelerle beraber, muhatabı olduğu ülkelerden PKK/KADEK/KONGRA-GEL’e karşı gereken kararlı tutumun takınılmasını beklemektedir. Çünkü artık teröristle özgürlük savaşçısının ayırt edilemediği zamanlar geride kalmıştır.

Bugün Amerika’nın dış siyasette alacağı tavır dünyanın terörizmle olan mücadelesine yeni ve farklı bir yön verecektir.

Türkiye’nin Terörle Mücedelede İzlediği Stratejiler

1980’li yıllardan sonra Türkiye özellikle PKK terör örgütüyle çetin mücadeleler içerisine girmiştir. Bu mücadelelerin büyük bir kısmını askerî müdahaleler oluşturmaktadır. Kısa vadeli mücadeleler bugüne kadar başarılı olamamış terörle mücadelede bugün gelinen noktada yeni çözüm arayışlarına girilmiştir. Türkiye bu mücadelede meselenin arka planını görmezden gelmiştir. Fakat yine de bu meselenin çüzümü için Türkiye’de yapılan faaliyetlerde göz ardı edilemez.

“Terör örgütlerinin faaliyetlerine karşı güvenlik güçleri ile diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından yürütülen mücadelede izlenen stratejiler şöyle özetlenebilir:

Terörle Mücadele ve Harekat Dairesi Başkanlığı ile Özel Harekat Dairesi Başkanlığı kurulmuştur.

Terörle mücadelede görevli personelin eğitimine önem ve özen gösterilmektedir.

Güvenlik güçleri personel, araç, gereç ve teçhizat yönünden sürekli olarak güçlendirilmekte; kurumlar arası ve birim içi işbirliği geliştirilmektedir.

Terörizmin nedenini oluşturan ekonomik, sosyal, kültürel, siyasi, psikolojik sorunların süratle çözülebilmesi için projeler hazırlanarak hayata geçirilmiştir. Bölgesel Ekonomik Kalkındırma Projesi, GAP projesi, Köy-Kent projesi bunlara bazı örneklerdir.

Terörle mücadelede en önemli unsurlardan biri olan halkın desteğinin kazanılabilmesi için, huzur toplantıları, konferans, seminer, sempozyum, paneller düzenlenmiş ve radyo-TV programları hazırlanmıştır.

Terörle mücadelede olayın yalnızca bir güvenlik sorunu olmadığından hareketle diğer kamu kurum ve kuruluşlarına konferans ve seminerler verilmiş ve terörle mücadelede işbirliği ve işbölümü anlayışı geliştirilmeye çalışılmıştır.

Terör örgütlerinin inançları ve ideolojilerinin anlaşılabilmesi için üniversitelerle işbirliği sağlanarak, sayısız sempozyum ve paneller düzenlenmiştir. Elazığ Fırat Üniversitesi ve İl Emniyet Müdürlüğü’nün 2000 ve 2001 yıllarında düzenlemiş olduğu sempozyumlar buna en iyi örnektir. Bunun yanında üniversitelerimizde yüksek lisans ve doktora yapan bir çok öğrenci, tezlerini terörizmin değişik boyutları üzerine yapmaları konusunda teşvik edilmiştir.

Terör suçları ile zamanında ve etkin bir şekilde mücadele edebilmek amacıyla, 3713 sayılı Terörle mücadele Kanunu çıkarılarak yürürlüğe konmuştur.

Terörle mücadeledeki en önemli unsurlardan biri olan istihbarat hizmetlerinin çağdaş, etkin ve verimli bir yapıya kavuşturulabilmesi için her türlü yatırım yapılmıştır. Nitekim ülkemiz, birçok intihar saldırısı eylemine teşebbüs eden eylemciyi bombayı henüz patlatmadan yakalamayı başarmış  ender ülkelerden biridir.

İnsan haklarını ihlal şikayetleri ve davalarının önüne geçebilmek için 1998 yılında Terörle Mücadele ve Harekat Dairesi Başkanlığının bünyesinde İnsan Hakları Şube Müdürlüğü kurularak faaliyete geçirilmiş ve personelin eğitimine önem verilmiştir.

Terörle ilgili gerçek ve doğru bilgilerin kamuoyuna aktarılabilmesi amacıyla Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde basın sözcülüğü oluşturulmuştur.

Terör örgütlerinin eleman kaynağı olarak kullandığı gençliği bilinçlendirmek amacıyla hazırlanan kitap, kitapçık, broşür ve afişler düzenlenen konferans ve seminerlerde dağıtılmıştır. Bunun yanında uzmanların katıldığı radyo ve televizyon programları yapılmıştır.

Terör örgütlerince kandırılan insanlarımızı topluma yeniden kazandırabilmek amacıyla, kamuoyunda Pişmanlık Yasası olarak bilinen Bazı Suç Failleri Hakkında Uygulanacak Hükümlere Dair Kanun 7 kez yürürlüğe konulmuş ve son olarak da “Topluma Kazandırma Kanunu” çıkarılmıştır.”

Terörizm Karşısında Hükümetin Tutumu

Türkiye Cumhuriyeti hükümeti diğer hükümetler gibi terörle mücadele konusunda tutumlu tavrını sürdürmektedir. Ordunun kararlı tavrı ve mücadelesi hükümetin tavrındaki en önemli olguyu oluşturmaktadır. Fakat Türkiye’de ana muhalefet partisinin de hükümetin terörle mücadele konusunda yaptığı eleştiriler sertliğini korumaktadır. Hükümetin bu konuda siyasi iradesinin yetersiz oluşunu eleştiren ana muhalefet DTP’nin de mecliste bulunmasını ve terör örgütüne karşı teslimiyetçi bir çizgi çizmesini hatalı bulmaktadır.

Yararlanılan Kaynaklar

  1. http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=38958
  2. http://www.turksam.org/tr/yazdir1589.html
  3. http://www.cnnturk.com/2007/turkiye/10/08/terorle.mucadelede.siyasi.irade.yok/396590.0/index.html
  4. A.Selim Akyıldız (1. Sınıf Emniyet Müdürü, Temüh Başkanı); Dünyadaki Yeni Gelişmeler Perspektifinde Terör ve Terörle Mücadele, http://www.mehmetcik.gen.tr/haber.php?haber_id=3526

Xəbərlər

“Bura gəldim deyim ki, 7 aydır atamdan xəbər almırıq” – Dilqəm Əsgərovun oğlu ATƏT-in Varşava toplantısında çıxış edib “Bura gəldim deyim ki, 7 aydır atamdan xəbər almırıq” – Dilqəm Əsgərovun oğlu ATƏT-in Varşava toplantısında çıxış edib “Bu foto erməni faşizminin bariz nümunəsidir” – Əhməd Şahidov ATƏT-in Varşava toplantısında 2 yaşlı Zəhradan danışıb “Bu foto erməni faşizminin bariz nümunəsidir” – Əhməd Şahidov ATƏT-in Varşava toplantısında 2 yaşlı Zəhradan danışıb “Azərbaycan və gürcü xalqlarının qarşılıqlı münasibəti Avropa üçün nümunə ola bilər” – Əhməd Şahidov ATƏT-in Varşava toplantısında Cənubi Qafqazdakı etnik durumdan danışıb “Azərbaycan və gürcü xalqlarının qarşılıqlı münasibəti Avropa üçün nümunə ola bilər” – Əhməd Şahidov ATƏT-in Varşava toplantısında Cənubi Qafqazdakı etnik durumdan danışıb “Şuşa, Ağdam və Kəlbəcərdə məscidlər dağıdılıb, yerində erməni kilsələri inşa edilib” – Əhməd Şahidov ATƏT-in Varşava toplantısında Ermənistan tərəfini tənqid edib “Şuşa, Ağdam və Kəlbəcərdə məscidlər dağıdılıb, yerində erməni kilsələri inşa edilib” – Əhməd Şahidov ATƏT-in Varşava toplantısında Ermənistan tərəfini tənqid edib “Azərbaycanda hər kəs üçün bərabər siyasi imkanlar mövcuddur” – Əhməd Şahidov ATƏT-də Azərbaycana yönəlik ikili standartları tənqid edib “Azərbaycanda hər kəs üçün bərabər siyasi imkanlar mövcuddur” – Əhməd Şahidov ATƏT-də Azərbaycana yönəlik ikili standartları tənqid edib Əhməd Şahidov ATƏT-in Varşava toplantısında Cənubi Qafqazda demokratik islahatlar və seçkilər barədə çıxış edib Əhməd Şahidov ATƏT-in Varşava toplantısında Cənubi Qafqazda demokratik islahatlar və seçkilər barədə çıxış edib “Dilqəm Əsgərovun oğlunun ATƏT-də çıxışı girovlarımıza beynəlxalq diqqəti artıracaq” – Əhməd Şahidov “Dilqəm Əsgərovun oğlunun ATƏT-də çıxışı girovlarımıza beynəlxalq diqqəti artıracaq” – Əhməd Şahidov Əhməd Şahidov Prezidentin Qax səfərini şərh etdi – “Qaxda daha sürətli inkişafın şahidi olacağıq” Əhməd Şahidov Prezidentin Qax səfərini şərh etdi – “Qaxda daha sürətli inkişafın şahidi olacağıq” Qax kəndlərinin yolları yenidən qurulur, müasir asfalt örtüyü çəkilir Qax kəndlərinin yolları yenidən qurulur, müasir asfalt örtüyü çəkilir Yüksəklərdə olan sevgi və ya mən Qaxı niyə sevirəm?! Yüksəklərdə olan sevgi və ya mən Qaxı niyə sevirəm?! Tbilisidə “Gürcüstan-Azərbaycan: gənclər və ortaq dəyərlər” mövzusunda dəyirmi masa keçirilib Tbilisidə “Gürcüstan-Azərbaycan: gənclər və ortaq dəyərlər” mövzusunda dəyirmi masa keçirilib Əhməd Şahidov Gəncədə keçirilən təlimlərdə sosial medianın gənclərin həyatındakı əhəmiyyətindən danışıb Əhməd Şahidov Gəncədə keçirilən təlimlərdə sosial medianın gənclərin həyatındakı əhəmiyyətindən danışıb “Azərbaycan mətbuatı milli məsələlərdə çevik və həmrəydir” – Əhməd Şahidov “Azərbaycan mətbuatı milli məsələlərdə çevik və həmrəydir” – Əhməd Şahidov Qax barədə duyğusal düşüncələrim… və ya duyğularımın mənbəyi olan torpaq Qax barədə duyğusal düşüncələrim… və ya duyğularımın mənbəyi olan torpaq “Dağlıq Qarabağ məsələsində Azərbaycan xalqı və dövlətinin mövqeyi üst-üstə düşür” – Əhməd Şahidov “Dağlıq Qarabağ məsələsində Azərbaycan xalqı və dövlətinin mövqeyi üst-üstə düşür” – Əhməd Şahidov